Basın Bildirileri
TMMOB Eskişehir İKK : Ceviz Hirdoelektrik Santrali Projesi "Halksız Halkı Bilgilendirme Toplantısı" Gürleyik‘Te Gerçekleştirildi PDF Yazdır e-Posta
Perşembe, 11 Mart 2010 19:32

Bir süredir Türkiye genelinde lisans başvurusu yapılıp kimileri hayata geçen ve çoğunun inşaatları devam eden hidroelektrik santrallerle (HES) ilgili tartışmalar Eskişehir‘in Mihalıççık İlçesi Gürleyik Köyünde kurulması Ceviz HES projesi ile Eskişehir‘e  de taşınmış durumda.

Devamını oku...
 
Jeofizik Mühendisleri Odası: "Deprem Yine Gündemde" PDF Yazdır e-Posta
Çarşamba, 10 Mart 2010 14:35
DEPREM YİNE GÜNDEMDE

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesinden alınan bilgiye göre; yerel saat ile 04:32’de Elazığ iline bağlı Başyurt-Karakoçan bölgesinde büyüklüğü Ml=6.0 olan şiddetlice bir deprem meydana gelmiştir. Deprem sığ odaklı (5 km.) olup özellikle Başyurt-Karakoçan’da ve Elazığ’da kuvvetlice, Giresun, Erzurum, Erzincan, Batman ve civarında da hissedilmiştir. 

Depremin olduğu bölge genel olarak deprem etkinliğinin yoğun olduğu bir alandır. Özellikle 2003 Bingöl ve Pülümür Depremleri, 2005-2007 Sivrice – Elazığ Depremleri son yıllarda bölgede görülen önemli deprem etkinlikleridir.
Bölge genel anlamda Kuzey Anadolu Fay Zonu’nun ve Doğu Anadolu Fay Zonu’nun kesişme noktası olarak nitelendirilir ve bölgede yoğun deformasyon ve buna bağlı deprem etkinliği sıkça görülmektedir. Bölgede bu iki fay zonunun da özelliğine bağlı olarak çok fazla sayıda aktif irili, ufaklı fay parçası bulunmaktadır. Deprem genel doğrultusu D-B yönde olan ve genel olarak Bingöl-Karakoçan Fayı olarak adlandırılan kırık sistemi içerisinde meydana geldiği tahmin edilmektedir.
 
Elazığ ili ve çevresi gerek tarihsel dönemde, gerekse aletsel dönemde meydana gelmiş depremlerden etkilenmiştir. Deprem özellikle dış merkeze yakın yerleşim birimlerinde Başyurt ve Karakoçan’a bağlı köylerde yıkıma ve can kaybına neden olabilir. 

Jeofizik Mühendisleri Odası olarak;
 
19 Ağustos - 22 Kasım 1999 depremlerinin unutulduğu bir anda,  Depremler yine gündemimize gelmiştir. Ülkemizde bundan önce olduğu gibi bundan sonra da gündemimizde olmaya devam edecektir. Yetkililerin sürekli tarafımızca uyarılmasına rağmen halkın bilinçlendirilmediği ve gerekli önlemlerin alınmadığı görülmektedir.
Depremde ve afette en önemli konulardan biri; yapılaşılacak zeminin özelliklerinin ve yeraltı yapısının tanınmasıdır. Yapılaşmada tüm ilgili mühendislik disiplinlerinin birlikte çalışmalar yapması gereklidir. Yeraltı yapısının ve zeminin tanımlanmasında en önemli bilim dallarından birisi Jeofizik Mühendisliğidir. Jeofizik Mühendisliği’nin önemi yetkililer tarafından anlaşılamamış olup, yasa ve yönetmeliklerde hak ettiği yer verilmemektedir. Zemin ve yeraltı yapısının özellikleri iyi tanımlandıktan sonra konut, sanayi tesisi, iletişim ve ulaşım alt yapısına müsaade edilmeli ve bu yapılar yetkililerce çok iyi kontrol edilmelidirler.
 
Jeofizik Mühendisleri ve TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası mensupları olarak bizler, doğanın bir gerçeği olan depremlerin önlenemeyeceğini, ancak alınacak bilimsel önlemler ve bilinçli eğitim ile oluşacak her türlü zararın en aza indirilebileceğinin bilincindeyiz.
 
Elazığ’da meydana gelen depremin artçı sarsıntılarının olacağı göz önüne alınarak, yöre halkının hasarlı binalara girmemeleri can ve mal güvenliği açısından gereklidir. Bir an önce Devletin, vatandaşlarımızın yaralarını sarmasını bekliyoruz.
 
Depremde kaybettiğimiz vatandaşlarımıza Tanrıdan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabırlar, yaralılara acil şifalar dileriz. 

TMMOB JEOFİZİK MÜHENDİSLERİ ODASI
XII. DÖNEM YÖNETİM KURULU
 
İnşaat Mühendisleri Odası: "Yine deprem, yine görünür hale gelen vahim tablo" PDF Yazdır e-Posta
Çarşamba, 10 Mart 2010 14:27
Elazığ’da meydana gelen depremle ilgili olarak İnşaat Mühendisleri Odası tarafından yapılan açıklama. 8 Mart 2010

Yine deprem, yine görünür hale gelen vahim tablo


İMO siyasi iktidara soruyor: Yapı denetimi neden tüm ülkede uygulanmıyor? Kuzey Anadolu fay hattında bulunan Elazığ neden yapı denetimi dışında tutuluyor?

Güvenli olmayan ve küçük bir yer sarsıntısında bile yerle bir olan yapı stokumuzla ilgili şimdiye kadar neler yaptınız?

Elazığ’da meydana gelen depremde ilk belirlemelere göre 41 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, onlarca vatandaşımız yaralanmıştır. Öncelikle ölen insanların yakınlarına baş sağlığı ve yaralananlara acil şifalar diliyoruz.

Ne yazık ki her yer sarsıntısı, şiddeti, derinliği gibi özellikleri ne olursa olsun, can ve mal kaybına yol açmakta, telafisi mümkün olmayan sonuçlara neden olmaktadır. Ve yine ne yazık ki, görev ve sorumluluğunu yerine getirmeyen siyasi iktidar sözcüleri, her zaman olduğu gibi hamaset yapmakta, “devletin en kısa zamanda yaraları saracağını” ifade etmektedir.

1999 Marmara depremlerinden ders alınması ve tüm toplumsal yaşamın deprem tehlikesine uygun düzenlenmesi yönündeki beklenti karşılıksız kalmış, her yer sarsıntısı ülkemizin acı gerçeğini, karşımızda duran vahim tabloyu görünür hale getirmiştir. 

Deprem bir doğa olayıdır; yeryüzü kadar eskidir, bundan sonra da yaşanmaya devam edecektir. Sorun, bir doğa olayı olan depremin doğal afete dönüşmesidir ki, bugün, karşı karşıya kaldığımız ve önlem almak durumunda olduğumuz gerçek budur.

1999 depremlerinden ders alınmış olsaydı, geçen zaman zarfında insan sağlığı ve güvenliği açısından tehlike oluşturan yapılar ya yıkılır ya da güçlendirilirdi. Yapı Denetimi Yasası’ndaki eksiklik ve aksaklıklar giderilir, sistem 19 ille sınırlı tutulmaz, ülke genelinde uygulanırdı. Mühendislik Mimarlık Kanunu’ndan, İmar Kanunu’na kadar ilgili mevzuatta gerekli değişiklikler yapılır, tüm toplumsal yaşam deprem tehlikesini göre düzenlenirdi. 

Siyasi iktidarın yanıt vermesi gerekiyor: Kuzey Anadolu fay hattı üzerinde ve 2. derece deprem bölgesinde bulunan bir il olan Elazığ neden yapı denetimi sistemi dışında tutulmuştur? Kapsam dışında bırakılan böyle kaç il vardır? 1 ve 2. deprem bölgesinde bulunan illerle ilgili yapı stoku çalışması yapılmış mıdır? Bu yapılar güvenli midir?

İşin doğrusu bu sorunların yanıtları bilinmektedir. Türkiye’deki yapı stoku güvenli olmaktan çok uzaktır ve can güvenliği açısından tehlike oluşturmaktadır. Ve yine ne yazık ki yapı stokunun güçlendirilmesi yönünde iç rahatlatacak bir çalışma gerçekleştirilmemiştir.

Ülkemiz topraklarının yüzde 66’sı 1. ve 2. derece deprem belgeleri içinde yer almakta, 3. ve 4. derece deprem bölgeleri de dikkate alındığında bu oran yüzde 92’ye çıkmaktadır. Bu oran neredeyse ülkemizin tamamının deprem tehlikesi altında olduğunu göstermektedir. Yapı denetimi yapılmayan 62 kentimizde bulunan binalar yüzde 30’a varan oranlarda deprem riski taşımakta, her an yıkılma tehlikesi altında bulunmaktadır. Yapı denetimi sistemine dahil illerde ise güçlendirme çalışmaları sorun ve sıkıntılıdır ve Yapı Denetim Yasası’ndaki aksaklık ve eksiklikler nedeniyle de sorunlar ve olası tehlikeler devam etmektedir. 

Elazığ’da yaşanan deprem, bu gerçekleri bir kez daha ve yine acı bir olayla karşımıza çıkartmıştır. 1999 depremlerinden kısa bir süre sonra işbaşına gelen AKP iktidarı, yaşanması olası acıların baş aktörü olmaktan kendisini kurtaramayacak, acıların vebalini üzerinden atamayacaktır.

İnşaat mühendisleri Odası hiçbir şey için geç kalınmadığını düşünmekte, bu çerçevede, yapılması gerekenleri bir kez daha kamuoyuyla paylaşmaktadır.


Tüm toplumsal yaşam deprem tehlikesine göre yeniden düzenlenmelidir.

Yapı denetim sistemi eksiklerinden arındırılarak tüm ülkede uygulanmalıdır.

Genel bütçeden deprem riskinin azaltılması için gerekli pay ayrılmalı, yapı denetimi ile gelecek kurtarılırken, yenileme ve güçlendirme çalışmaları kent ölçeğinde planlanarak bir an önce tamamlanmalıdır.

Yasal düzenlemeler bir bütün içinde ele alınmalı ve bu kapsamda, İmar Kanunu, Yapı Denetim Kanunu, Yapı Kanunu, Kentsel Dönüşüm Kanunu, Mühendislik Mimarlık Hakkında Kanun ve mesleki sorumluluk sigortası ile ilgili kanunlar bir bütün olarak düşünülmeli, parçacıl bir anlayıştan vazgeçilmelidir.

Mevcut mevzuat, depreme hazırlanmayı ve riskleri azaltmayı öngören "tehlike" ve "risk" kavramlarını da içerecek bir anlayışla, bütüncül olarak yeniden ele alınmalıdır.

İmar yasasında; mikro bölgeleme, kentsel risk sektörleri, sakınım planı ve yeni imar araçları yer almalıdır.

Toplum afet tehlikesi ve riski konusunda bilinçlendirilmeli ve bu konularda kamu kurum ve kuruluşları ile çeşitli meslek gruplarının etkin işbirliği sağlanmalıdır.

Modern bir afet yönetimi sistemi kapsamında, ulusal ölçekten, yapı ölçeğine kadar planlama yapılmalıdır.

Kaçak ve mühendislik hizmeti almadan üretilen yapıların önüne geçilmeli, güvenli bir yapı ve sağlıklı bir çevrenin oluşması için imar planları bilimsel ölçütler dikkate alınarak düzenlenmelidir.

Deprem güvenliği olmayan okullar, hastaneler, diğer kamu binaları, insanların toplu olarak çalıştığı işyerleri, endüstri tesisleri, konutlar ve benzeri yapılar güçlendirilmeli veya yıkılıp yeniden yapılmalıdır.

Yerel yönetimlerin, yenileme ve dönüşümle ilgili kaynak yaratmalı, projeler üzerinden yürütülen çalışmalardan vazgeçilerek bütünlüklü planlama yapılmalıdır.

İlgili meslek odalarının deprem öncesi ve sonrasında yapılacak çalışmalara kurumsal düzeyde katılımı ve yönetim mekanizmalarında yer alması sağlanmalıdır.

Deprem sonrası yürütülecek hasar tespit çalışmalarında yararlanılacak mühendislerin ilgili meslek odaları tarafından sertifikalandırılmaları ve yetkilendirilmeleri sağlanmalıdır.


 
MMO İstanbul Şubesi: "İstanbul depreme hazır mı?" PDF Yazdır e-Posta
Salı, 09 Mart 2010 14:24

DÜNYA SALLANIYOR; HAİTİ, ŞİLİ, TAYVAN ve ŞİMDİ ELAZIĞ...

PEKİ YA İSTANBUL DEPREME HAZIR MI, NE YAPIYORUZ?

Devamını oku...
 
İMO Ankara Şubesi: "Neo-Liberal AKP Belediyeciliğinin Sonuçları: Gökçek, Topbaş ve Tiranlık" PDF Yazdır e-Posta
Cuma, 05 Mart 2010 20:45
Devamını oku...
 
Maden Mühendisleri Odası: "Facianın 18. Yılında 263 Maden İşçisini Saygıyla Anıyoruz" PDF Yazdır e-Posta
Cuma, 05 Mart 2010 16:13
3 Mart 1992 tarihinde Zonguldak-Kozlu Kömür Ocağı‘nda  grizu patlaması sonucu 263 maden işçisi yaşamını yitirmiştir. Bu kaza, dünya madencilik tarihinde yaşanan en büyük maden kazalarından birisi olarak tarihe geçmiştir.
Devamını oku...
 
İMO Ankara Şubesi: "Çalışanlar Haklarını Koruyacak, Yeni Haklar Kazanacaktır" PDF Yazdır e-Posta
Pazar, 28 Şubat 2010 01:21
ÇALIŞANLAR HAKLARINI KORUYACAK… YENİ  HAKLAR KAZANACAKTIR.
Devamını oku...
 
İMO Ankara Şubesi: "TEKEL İşçilerinin Başı Sağ Olsun" PDF Yazdır e-Posta
Pazar, 28 Şubat 2010 01:18
ARTIK EVİNDE ÖLMEK DE ZOR…
Devamını oku...
 
Ziraat Mühendisleri Odası: "İstanbul'un akciğerleri kurtuldu!" PDF Yazdır e-Posta
Pazar, 21 Şubat 2010 12:01
İstanbul Çevre Düzeni Planı‘yla tarım arazilerinin yok edilmesi kararına karşı açtığımız davada, İstanbul 6. İdare Mahkemesi yürütmenin durdurulmasına hükmetti...
Devamını oku...
 
TMMOB TEKEL İşcileri İçin 4 Şubat'ta Sokakta Olacak! PDF Yazdır e-Posta
Çarşamba, 03 Şubat 2010 14:06

50 gündür bir direniş sürüyor bu ülkede. Tekel işçileri direniyor. Tekel işçileri her tür zorluğa, siyasal iktidarın her türlü baskısına karşı 50 gündür direniyor.

Yüreği insandan, emekten yana atan herkesin bildiği, söylediği bir söz var artık:
"Tekel işçisi, direnişin simgesi"

Bu ülkenin mühendisleri, mimarları, şehir plancıları direnen Tekel işçilerinin hep yanında oldu. Tekel işçilerinin mücadelesi sadece onların mücadelesi değildir. Bu mücadele hepimizin mücadelesidir. Şimdi işine, aşına sahip çıkan TEKEL işçileri ile bütünleşerek, mücadeleyi büyütmek zamanıdır. Evet, şimdi 4 Şubat‘ta sokağa çıkma zamanıdır. Şimdi 4 Şubat‘ta Tekel işçisi olma zamanıdır.

Şimdi 4 Şubat‘ta herkese ezberleteceğimiz bir sözü hep birlikte söyleme zamanıdır:
"Her yer Tekel, her yer direniş"

TMMOB, tüm örgütlü gücüyle 4 Şubat‘ta sokakta olacak ve haykıracaktır:
"Hak verilmez alınır, zafer sokakta kazanılır"

Mehmet Soğancı
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı

 
<< Başlat < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 > 32
 
 

Yayınlar


 

Kimler Çevrimiçi

Şuanda 15 konuk çevrimiçi