Çalışma yaşamında mühendis hikayeleri – 4: ‘Belki değişir, düzelir her şey, ümit etmesi bile güzel’

Çalışma yaşamında mühendis hikayeleri serisi devam ediyor. Bu kez 28 yaşında kadın bilgisayar mühendisi meslektaşımıza kulak veriyoruz.

‘Belki değişir, düzelir her şey, ümit etmesi bile güzel’
Bilgisayar mühendisiyim. Başka bir deyişle ücretli çalışan, beyaz yakalı işçiyim. Mesleğim birçok farklı alt disiplinden oluşuyor. Ben, AR-GE Yazılım uzmanı pozisyonunda yazılımcı olarak çalışıyorum.

5,5 yılda işsizlik dahil 4 farklı işyeri gördüm
Mezuniyetimden bu yana işsizlik süreçlerim dahil 5,5 yılı tamamladım. Aktif çalıştığım dönem ise 4 yıl oldu. Tabi, buraya gelene kadar birçok zorlukla karşılaştım ve iş bulana kadar da çeşitli sıkıntılar çektim.

İş arama süreci bana göre sancılı bir süreç çünkü belirsizlik had safhada. Başvurduğun şirketler ne zaman çağıracak, çağıracaklar mı? Mülakatları nasıl olacak, yazılı mı, sözlü mü? Ne soracaklar? Hangi soruya, nasıl yanıt vermek gerekir? Teknik mülakatta nasıl sorarlar? Ayrıntılı bir mülakat mı olur yoksa daha yüzeysel mi geçer? Mülakat sırasında heyecan ve stres kontrolünü nasıl yapacağım? Hadi mülakatlar bitti diyelim peki sonra yeniden çağıracaklar mı? Olumlu ya da olumsuz geri dönüş yapacaklar mı, ne zaman? Bunun gibi daha onlarca cevabı belirsiz soruların olduğu bir dönem aslında. Şirketin olumlu yanıt vermesi de tek başına yeterli değil. Maaş ve sosyal haklar konusunda taleplerini karşılayacaklar mı, ortamı nasıl gibi sorular geliyor arkasından da.. Velhasıl profesyonel yaşamda en sevmediğim zaman dilimi desem yeridir, işsizlik ve yarattığı sorunlarla birlikte belirsizlik başlı başına dert. Son işimi bulana kadar altı aya yakın işsizlik yaşadım. 10-15 farklı yerle görüştüm. Şu an çalıştığım dördüncü işyeri.

Daha önceki işimden oldukça problemli ayrıldım. Şirket beni 1,5 yıl sonra outsource(kiralık personel) olarak bir başka yerde görevlendirdi, orada yaşadığım sorunlarla ilgilenmedi, gönderildiğim yerde çalışmak istemiyorum dediğimde işten çıkarıldım. Haklarımı alamadım. Dava açtım. Yeni bir işe girdim ama mahkeme süreci hala devam ediyor.

Şu an sabah 08.30 akşam 18.00 arası çalışıyorum. Haftada 42,5 saat çalışıyorum. Hafta sonu çalışmıyoruz. Gerek olmadıkça fazla mesai de talep edilmiyor ancak fazla mesai ücreti diye bir şey yok. Ulaşım için maaşının üzerine 200TL ödeniyor ve bir de yemek kartı var aylık bir tutar yükleniyor. Hali hazır da devam etmekte olduğum doktora için derslere gittiğim saatleri telafi etmem beklenmiyor. Eğitim izni diye bir izin mevcut, şirket tarafından teşvik edilmeye çalışılıyor. Maaşlar sözleşmede belirtilen sürede yatırılıyor, altı ayda bir performans değerlendirmesi yapılıp çalışana bildiriliyor. Eğer ekip lideri ve yöneticiler tarafından beklenen performans gerçekleştirilmişse aynı yerde çalışmaya devam ediliyor yoksa kişi başka pozisyonda değerlendiriliyor, beklentinin tekrar karşılanmaması halinde ise işine son veriliyor.

Üniversiteden ilk mezun olduğumda günün büyük çoğunluğunu kaplayan işimden memnun olmak ve mesleki tatmin benim açımdan çok önemliydi ancak geçen zaman bu memlekette ve bu sektörde bunun birkaç firma ve iş dışında çok da mümkün olmadığını gösterdi bana.

Çalışma hayatında rekabet ve yarış pompalanıyor
Üniversitede çok az yerde verilen “etik” dersi keşke bir gün olsa diyeceğiniz hayallerimizi besledi. Kamu yararı, insanlık yararı düşünülerek yapılan yazılım ve proje miktarı nedir, kaç proje teklif aşamasındayken bunlar düşünülüyor inanın bilmiyorum. Bununla birlikte yine bizlere üniversitelerde öğretilen bazı olmazsa olmazların çalışma hayatında pekala uygulanmadığını görmek durumu var. Örnek verecek olursak, size yazılımla ilgili ‘aman ha iyice analiz yapmadan projede diğer süreçlere geçmeyin, olmaz’ denir ama gerçek hayatta en az zaman alan veya üzerinde durulmayan süreç çoğunlukla analiz kısmındadır. Sırf bu sebeple projenin isterleri sağlıklı bir şekilde belirlenmediği ve kervan yolda düzülür diye ilerlendiği için her yanına yama yapılan veya baştan yazılmak zorunda kalan bu yüzden başarısız olan nice proje var. Bu sadece verebileceğim örneklerden biri, herhangi bir tasarım modeline uymadan yazılan spagetti kodlardan, iyi dökümantasyon yapılmadığı için sürekliliği sağlanamayan projelere daha nice örnekler verilebilir. İşin teknik yanı bir tarafa dayanışmadan çok rekabeti, yarışı pompalayan bir çalışma hayatı içinde yanı başınızdaki iş arkadaşınızın sizin en ufak eksikliğinizde ipinizi çekmeye çalışması gibi şeyler var. Sonuçta öğrendiklerimiz başka yaptıklarımız başka, yapmamız gerekenler başka hayata geçirdiklerimiz bambaşka gibi çetrefilli bir durum var. Bu çetrefillilik haline bir çözüm getirememek, inat ettikçe karşılık bulamamak sonucunda ben de dert edinmemeyi öğrendim. O yüzden hatırı sayılır bir süredir önüme verilen işi yapıyorum, maaşımı alıyorum, geçimimi sağlıyorum.

Belki bir gün sorunları çözmek için harekete geçenlerin sayısı artar, değişir düzelir her şey. Olur mu bilmem ama ümit etmesi bile güzel.