‘Başımızdaki’ akıl deprem güvenli kentler kurabilir mi? – Ersin Kiriş

Bir 17 Ağustos daha deprem gerçeğinin yamaçlarında dolaşarak geçti. Kocaeli Gölcük merkezli 99’ Marmara Depremi’nin ardından 18 yıl geride kaldı. Yaşanan acılara, yok olan yapılara, ülke topraklarının yüzde 92’si hala deprem tehdidinde olmasına rağmen güvenli kentler adına henüz bir adım atılmadı. Bunca şantiyeden depreme dayanıklı bir kent çıkar mı? Sorunun cevabı Çevre ve Şehircilik Bakanı’nın deprem gündemi hakkındaki açıklamalarında var: ‘Yerin altı çok oynak, bir şey yapamıyoruz’

Türkiye’nin deprem tarihi çok eskilere dayansa da bu dönemin toplumsal hafızasında deprem, 17 Ağustos 99 depremiyle şekilleniyor. Deprem bölgesindeki yapıların yüzde 25’inin hasar gördüğü, 20 bine yakın insanın yaşamını yitirdiği Marmara Depremi kentlerin deprem güvenliği taşımadığını en acı şekilde ortaya koydu. Depremin ardından şu gelişmeler yaşandı:

1) Deprem yönetmelikleri çıkarıldı.

2) 2000 yılında Doğal Afet Sigortaları Kurumu kuruldu ve zorunlu deprem sigortası uygulaması başladı

3) Kentlerde deprem toplanma alanları, acil ulaşım yolları belirlendi.

4) 2001 yılında Yapı Denetimi Kanunu çıkarıldı.

5) 2012 yılında 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Afet Kanunu çıkarıldı

Yasalar çıktı, yönetmelikler hazırlandı ancak niyet halkın yaşam güvenliğini sağlamak olmayınca, deprem, inşaat sermayesine araç haline getirildi. Deprem için yapılan tasarruf iktidara kaynak oldu.

1) 2011 yılında Van Depremi sonrasında Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, deprem sigortalarında biriken varlıkların ‘duble yollara’ harcandığını açıkladı.

2) Yapı üretim sürecini düzenleyecek dedikleri Yapı Denetim Kanunu, müteahhitin kendi parasıyla kendisini denetlemesi için şirket tuttuğu bir sistem yarattı.

3) Depreme dayanıksız yapıların dönüşümü ise kamusal değil, inşaat sermayesinin ihtiyaçlarına yönelik olarak zemin yapısı sağlam olsa dahi emlak değeri yüksek alanların riskli alan ilan edilmesi şeklinde gelişti.

4) Afet toplanma alanları ve acil ulaşım yolları ise sizlere ömür. AFAD’ın 2017 raporunda İstanbul’daki afet toplanma alanı sayısı 77. Bu sayı 99 Depreminin hemen ardından 480 idi. Ne mi oldu, tabi ki AVM, rezidans ve türlü ticaret-konut yapıları. 77 toplanma alanının nereler olduğu da bir sır. AFAD konuyla ilgili sorulara cevap vermekten kaçınıyor. İstanbul Ünalan’daki park ve spor tesislerden oluşan afet toplanma alanının Bilal Erdoğan’ın vakfı TÜRGEV’e devredilmesi de en yeni gasplardan bir tanesi.

Depremden 18 yıl sonra ülkeyi yönetenlerden ibretlik açıklamalar
Ülkeyi yönetenlerin bu yılki 17 Ağustos gündemi ile ilgili konuşmaları ise ibretlik. Kocaeli’deki Deprem Çalıştayı’nda açıklamalarda bulunan Başbakan Binali Yıldırım, “Altyapı, üst yapı tedbirlerini alarak deprem gerçeğiyle yaşamayı öğrenmek mecburiyetindeyiz.” dedi. Bu açıklamayı 15 yıldır tek başına iktidarda bir partinin görevlendirilmiş Başbakan’ı olarak yaptı.

Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki ise deprem hakkında “Yani bu ülkenin altı oynak. Üstündeki oynaklıklar olduğu gibi. Üstündeki oynaklıklara gücümüz yetiyor’ dedi. Özhaseki, İstanbul’u büyük depremle karşı karşıya olduğunu ve korktuğunu belirtti, “15 yılda şehrin yarısını yenileme imkanına sahibiz” ifadelerini kullandı. Haseki, ‘sene de 500 bin binayı, 15 sene de 7,5 milyon binayı yenileyeceğiz’ diyerek inşaat sermayesine göz kırptı, deprem güvenli kent inşasını 15 yıllık iktidarları boyunca neden yapmadıklarına değinmedi.

Güvenli kent planı yapılmayacak, inşaat sermayesi sevinecek
AFAD koordinasyonunda depremle ilgili tavsiye kararların alındığı Deprem Danışma Kurulu’nun 2017 yılı ikinci toplantısı da 17 Ağustos öncesi yapıldı. Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ’ın başkanlık ettiği toplantıdan ‘Çevre ve Şehircilik Bakanlığı koordinesinde belediyelerin ve ilgili paydaşların da katılımı ile özellikle en riskli alanlardan başlayarak kentsel dönüşüm faaliyetlerinin hızlandırılmasına, bunun için ihtiyaç duyulan mevzuat değişikliğine ve yeni politikaların belirlenmesi’ kararı çıktı. Kararın sahipleri aynı zamanda ülkedeki deprem esnasında suya gömülecek olan tüm kıyıları dolguya dönüştürüyor, kıyı çizgisinde hukuksuz imar ayrıcalıkları yaratıyor. İstanbul Ataköy, Kartal, Pendik, Zeytinburnu sahili bunun en iyi örneği. Ama kararın ciddiye alınması gereken kısmı ise ‘dönüşüm faaliyetlerinin hızlanması’ ifadesi. Yeni düzenleme itiraz hakkının olmadığı, zemini veya yapısı güvenli olsa dahi emlak değeri yüksek olduğu için inşaat sermayesine pazarlanması için riskli ilan edilmiş alanlar için halkın söz hakkı kalmayacak.

Bu akıl deprem güvenli kent kuramaz
Bilimsel bir gerçek var ki 99 Depremi ne ilk, ne de son deprem olacak. Kentlerin mevcut hali düşünüldüğünde olası bir deprem birçok kentte ciddi yıkımlara/can kayıplarına neden olacak. Depremi afet haline dönüştürecek olan şey ise güvenli kentler inşa etmek yerine depremden fırsat yaratan, acil durum planlarını yok sayan anlayış olacak.

Deprem her yıl 17 Ağustos ile hatırlanan bir gündem olarak kalamaz. Bu nedenle deprem güvenli kentler başlığı biz mühendislerin, mimarların, plancıların da yer aldığı kent mücadelesinin önemli görevlerinden biri olarak duruyor.

Ersin Kiriş / İnşaat Mühendisi