Asbestin ölümcül ideolojisi – Çiğdem Toker (Cumhuriyet)

Asbest, bir kükürt değil. Fark edilir bir rengi yok. Asbest bir metangazı da değil. Kokusuz. 
Renksiz ve kokusuz oluşu, yasal sorumlulukları olduğu halde buna uymayan kişi ve makamlar bakımından, bir manevra ve spekülasyon “avantajı”(!) yaratabilir. 
Ama bu, asbestin kanserojen bir madde olduğu gerçeğini değiştirmiyor. 
Asbestin akciğer kanserine yol açtığı bilimsel olarak kanıtlanmış durumda. Belki, asbeste dayalı kanser vakalarının 5-10 yıl gibi bir dönemde ortaya çıkması, bu konuda sorumlu makamların “elini” ve manevra alanını genişleten son güçlü faktördür. 
Nasılsa Ankara’da 350 ton asbest barındıran tarihi Havagazı Binası’nın önlem alınmaksızın yıkılmasının, sağlık üzerindeki sonuçları hemen bugün görülmeyecek. 
Hiç kimse, bu bina yönetmeliğe aykırı biçimde, karantinaya alınmadan yıkılmaya kalkıldı diye bir hafta içinde kanser olup ölmeyecek değil mi? 
İşte “Havagazı Fabrikası” olayında sorumluluğu tartışılan Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne görevlerini hatırlatan herkesin, Başkan Melih Gökçek tarafından suçlanmasının ardında, asbestin bu “hükmünü hemen icra etmeyen” niteliğinin payı büyük olmalı.
***
Orta vadede Ankara’da kanser vakalarında artış olursa, o zaman dönülüp bugünlere bir bakılacağı unutulmasın. Fakat bu kadar da değil tabii. 
Havagazı Binası’nın içinde yer alan üç kazandaki boruların izolasyonlarının asbestli oluşu karşısında gerekenlerin yapılmayışının başka sonuçları olmalı. Bu sonuçlara gelmeden önce, “neler yapılmalıydı” diye bir daha anımsatalım. Bir ülkenin başkentinden ve halk sağlığından söz ediyoruz. 
Ankara Büyükşehir Belediyesi gibi bütün kurum ve işyerlerini bağlayan bir mevzuat metni var. 
Asbeste maruz kalma sonucunu doğuracak bütün iş ve işyerlerinin uyması zorunlu olan 23 maddelik yönetmelik 25 Ocak 2013 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmış. 
Adı: “Asbestle Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Önlemleri Hakkında Yönetmelik”
Risk değerlendirmesi nerede? 
Bu yönetmeliğin 10. maddesi, özellikle önemli. Asbest ölçüm ve numune alma işlemlerinin akredite laboratuvarlarca yapılması gerektiği belirtiliyor. Dahası işe (yani havagazı fabrikası yıkımına) başlamadan önce bir “risk değerlendirmesi” yapılmasının zorunlu olduğunu bize anlatıyor. 
Kanserojen bir madde olan asbest konusunda bir “sınır değer” var. 
Çalışma ortamından düzenli alınan numunelerde lif sayımı yapılarak sınır değerlerle karşılaştırılması gerekiyor. “Fazkontrast mikroskopu” denilen özel bir mikroskop türü var ki, ölçüm ve değerlendirmede bu mikroskopun kullanılması gerekiyor. 
Görüştüğüm uzmanlar, Havagazı Fabrikası içindeki kazanlarda kullanılan asbestin “uçuşabilen asbest” (amphibole asbestos) olduğunu söyledi. Boruların, zaman içinde asbestli olmayan diğer kısımlarına da bulaşmış olma ihtimalinin yüksek olduğunu, bu nedenle de yıkım öncesi binanın karantinaya alınmış olması gerektiğini vurguladılar.
Hekim-hukukçu kimlikleri bulunan Ankara milletvekili Murat Emir de yönetmelikteki iş planının yapılıp yapılmadığını soruyor ısrarla. Bu soruya cevap yok. Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in “Olaydan sekiz gün sonra havadan alınmış numune sonuçları” gösterdiğini, bunun da yönetmeliğe uygun davranmak anlamına gelmediğini vurguluyor. Yaşamsal önem taşıyan diğer soru ise şu: Tehlikeli atık sınıfında yer alan molozlara asbest testi yapıldı mı? Molozlar nereye atıldı? 
Ankara Garı, Ankara Adliyesi, öğrenci yurtları, hastaneler, işyerleri, okullar, günlerdir asbestli hava solurken, toplum sağlığı adına sorulan soruların “ideolojik saplantı” klişesine çarpması ise en “ölümcül” ideolojinin ta kendisi.